logobild

Benutzername:
Passwort:
Sitemize halen üye değilseniz
BURADAN  üye olabilirsiniz!
   
Ana Menü
 
İçerik Menüsü
 
Misafir Defteri
 
farc ep bicentenario
 
Hülya şarkıları
 
Bizim gençler
 
Shahram Nazeri
 
Sima bina
 

Haber bu konuya:

Deneme Yazıları


Bu Konuda Ara:   

Ana Sayfaya Git | Yeni Bir Konu Seçin ]

20 Haber (4 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)

1 2 3 4 Sayfaya git: 2

Amoral Sınır...Taylan Özkan (Denemeler)

 

Sınırları kolay yoldan aşmaktan bahsediyorum. Her zaman özlemini çektiğimiz bir ütopyanın saniyelik yolculuğundan, geçmişi ve gereksizliği bir anda yok etmekten. İnsanların saçma sorularına karşı muhatap olmama hakkından, omuzları çökerten tüm ağırlığı bir anda hafifletmekten, yadırganamaz, yargılanamaz olmaktan bahsediyorum. Özgürlüğün tek yolundan..

Batan ömrün lafları bunlar.. nice intiharlara sebep, Nietzsche yazarlar gördüm, başkalarının boğulmasını can simidi yapmış kendine. Ve nice yalanlar gördüm suskunluğumda jilet atmış tenime..

Devamı...


Hayatmosfer...Taylan Özkan (Denemeler)
Gözbebeğini emziren bir kadın oturuyor vapurda. “Affedersiniz, boş mu?” diye soruyorum. “Boş ama ikinizi birden emziremem” deyip bakışını denize atıyor.. rengi kararmış bir martı kapıyor, uçuyor, uçuyoruz.. biz yine hayatı suçluyoruz!

Hayata kafa tutarız gençliğimizde. Büyüdükçe tuttuğumuz organın yerle arasındaki mesafe daralır. Battıkça batarız, ömür azalır. Bir bebeğin fitille tanışmasıdır hayat. Ve bu tanışıklık rutin gel gitlerle ölünceye kadar devam eder. Fitille başlayıp, pamukla son bulan bir tıkanıklıktır yaşam. Barkodu olmayan kefenlere sarılırız en koyu aşklara nazire yaparcasına, jelatinlenmiş kaçak et gibi gizleniriz toprağa.

Gökyüzündeki  son ay görüntüsünü hafızama kazıyıp gözlerimi kapatıyorum. Ocakbaşı Cenin Restorant’ta bir akşam üstündeyiz.  Kısık sesli klezmer eşliğinde yudumluyoruz kahvelerimizi. “Bu rakı şişesinin dibini ölçerken pi'yi üç mü alıyoruz, yoksa alkolden öç mü alıyoruz sütlü kahve içerek?”. Yan masada, henüz yaşını gösterirken tek el kullanması yeterli olan minik kızıyla oturan, dişine bulaşan ruj nedeniyle seksapel devalüasyon gözlemlediğim kadın konuşuyordu; “yemeğinle oynama kızım.. bu kızı anlayamıyorum.. her seferinde ceninin kirpiklerinden papatya falı bakıyor.. çek elini dedim sana..". Kahvelerimizi bitirip çıkıyoruz, bir basamak ve bir basamak daha. “Bu benim mezarım değil!” “Nerden anladın?” “Dün akşam çiğnediğim solucanı kefene yapıştırmıştım” Uyanıyorum. Hiv virüsü taşıyan bir kadının vücuduna jiletle resim yapması ve kanayan bedenini denize bırakması gibi anlamsız deşarjlara gebe ruyalarım..

 

 

Devamı...


Harf Yetmezliği...Taylan Özkan (Denemeler)

Hayat trafik kazasına benzer. Ne kadar iyi atarsan at adımlarını, karşındakinin hatasıyla parçalanırsın. Haşlanmış lahana kokusuna benzer bir koku yayılır bedeninden. Ancak sabahın ilk ışıklarında amaçsızca sokaklarda beliren yaşlıların önceden kestirebildiği bir sonu yaşıyorsundur. Bir dramın tebeşirle yere çizilen teşhirisin artık. Üzerine örtülen gazetenin bir sonraki sayısında üçüncü sayfadan vereceği habersin; “Mayhoş Son”..

Her gol pozisyonuna girdiğinizde ofsayt bayrağı mı kalkıyor? Bu yaşıyorsunuz demektir. Ve kaybedişlerle yaşlanıyorsunuz. Hava tahmin raporlarını merakla izleyen insanlar gibi hissediyorum kendimi. KPSS’ye girecek insanlar gibi.. Atayın da nereye olursa olsun diye yalvaran insanlar. Bu kadar ümitsizler gelecekten, bu kadar çaresiz. Hiç kimse bir mancınığa kendi isteğiyle oturmaz diye düşünürdüm. Yine yanıldım..

Ama siz yine de birilerini alkışlayın, arada bir uyuklasanız da gözünüzü açıp kaldığınız yerden devam edin.. birilerini alkışlayın, birilerine küfür edin.. duyulmaz evlerinizden yorumlar yapın ülkenin strüktürel durumuna. Titreme oligarşi, bu halk televizyon başında uyuyor! Titreme oligarşi çünkü bu akşam gelemezler, dizileri var. Titreme çünkü ellerinde daha soyulacak çok mandalina var, tıpkı kendileri gibi..

Devamı...


Canım Enişteme...Özge Beşikçi (Denemeler)
Bir aralık gecesi ev telefonunun çalmasıyla başladı…sana özlem…o masum yüzünün…gülerek…çekip gidişiydi…sen gittin…ne kaldı…gözlerde nem…gözkapaklarında kara bulutlar…yanaklarımızda acı selleri….bekleyiş o gece sabahı…sen öylece uzanırken…bizler gözlerimizde nem…ellerimiz dizlerimizde dövünerek bekledik sabahı….o tavan arası eve benzeyen kutuya koyarken gördüm en son yüzünü…bir de rüyalarıma girersen görüyorum…ne bıraktın geriye acıdan başka…uzaktan geliyor gibisin hala…ama bir türlü yaklaşmadın…nefesin kokuyor hala evinde…sinirlenip surat asışlarını ne haber anlat deyişini babama teyzemin beğenmediğin yanlarını bacanak diyerek anlatışını…özlüyorum…seni özlüyorum….o kahverengi yorganın altında üşürsün den…sobanın arkasında yatarken bile üşürdün…şimdi ne yaparsın sen o kahverengi yorganın altında….

 

Devamı...


Sensiz Çıktığım Yolculuk!!!... Tahtacıkız (Denemeler)
Gözlerimde bir ışık yüreğimde bir kıvılcım ürkek bir var oluş. Her şeyden vazgeçerek uzaklara çok uzaklara gitmek yanımda sadece yüreğim... Hepsi bu yalın ayak... çıkılmış bir yolculuğun ilk durağında cebimde eski masalların hala geçerliliğini koruyabilmiş biletler..
İlk rapor bileti... Uzun uzak yolculuklar. Yolculuk yolları. Ne çok yol ne az varış. Nelerden geçtik vakitsiz. En yeni yerlerimizi birbirimize borçlanarak... Susarak...
Rüzgârın dalları sardı bir ikindi vakti... Gözlerim aradı gözlerini... Var yok bilmez bir çocuk isteğiyle. Bir nefes duydum ölmeden önce... Biliyor musun hayaller işitilirde; ben seni aradım seni ilk kaybettiğim yerde...
Devamı...


Duvar ... Jean Paul Sartre (Denemeler)

Bizi büyük beyaz bir odaya soktular, gözlerim kırpışmaya başladı, ışık gözlerimi rahatsız ediyordu. Sonra bir masa ve masanın arkasında dört herif gördüm, sivildiler, kâğıtlara bakıyorlardı. Öteki tutukluları dibe yığmışlardı; onların yanına kadar gidebilmemiz için bütün odayı baştan başa geçmemiz gerekiyordu.

Aralarında pek çoğunu tanıyordum; ötekiler yabancı olmalıydılar. Önümde duran ikisi yuvarlak kafalı, sarışındılar. Birbirlerine benziyorlardı. Fransızdılar sanıyorum.

Küçük olan durmadan pantolonunu yukarı çekiyordu: sinir işte. Bu üç saate yakın sürdü. Sersemlemiştim; kafam bomboştu. Ama oda iyiden iyiye sıcaktı; bu da hoşuma gitmiyor değildi; yirmi dört saatten beri buz kesmiştik. Muhafızlar tutukluları birbiri ardısıra masanın önüne götürüyorlardı. O zaman dört herif, tutuklulara, adlarını ve işlerini soruyorlardı. Çoğu zaman pek derine inmiyorlar ya da Muhimmat depoları sabotajına katıldın mı? Ayın dokuzunda sabahleyin neredeydin, ne yapıyordun? gibilerden şuradan buradan sorular soruyorlardı. Yanıtları dinlemiyorlardı, dinler gibi bile görünmüyorlardı. Bir an susuyorlar, dosdoğru önlerine bakıyorlar, sonra da yazmaya koyuluyorlardı. Tom’a Uluslararası Tugay’da çalıştığının doğru olup olmadığını sordular.

Devamı...



20 Haber (4 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)

1 2 3 4 Sayfaya git: 2


Anket
Sitemizi nasıl buldunuz?

Çok iyi
İyi
İdare eder
Kötü
Çok kötü

Sonuçlar
Toplam Oy: 579
Yorum: 3
Anketler
Bu sayfanın içerikleri RSS/RDF-Kaynaklı olarak mevcut.

Sayfa Üretimi 0.0713 Saniyede, 8 Veritabanı Sorgusuyla